12 Eylül 1980 Darbesinin Yeşilçam’a olan etkisi incelendiğinde toplumsal gerçekçi filmlerde yer alan kadın karakterler, yönetmenler tarafından nasıl biçimlendirilmiştir? 1980 darbesinin hemen öncesinde sektör, ekonomik krizin üstesinden gelmek için seks furyasına sırtını yaslasa da darbe ile birlikte seks filmleri oynatan sinemalara polis baskınları düzenlenmiştir, filmlere el konulmuştur. 12 Eylül yönetimi de bu filmleri tamamen yasaklayıp, oyuncularına kadar soruşturmalar açtırmıştır (Kara 2012: 40). Atak, 12 Eylül yüzünden seks yıldızlarının fiziki ve manevi işkenceye maruz kaldığını belirtmiştir. Seks filmlerinde yer alan kadın oyuncuların genel geçer ahlakın, devlet ideolojisinin ve bizzat içinde oldukları sektörün ebedi günah keçisi olduklarını ifade etmiştir. O dönem Yeşilçam’da mücadelesini sürdüren daha sonraları prodüktörlük de yapan Zerrin Doğan, Mehmet Atak’a 12 Eylül sonrasında porno filmlerinin yasaklanmasıyla ilgili olarak; 1980 yılında bir ahlak zabıta amirinin gözaltına aldığı kadın oyuncuyu taciz ettiğini söylemiştir. Kadın oyuncudan filmlerde öpüştüğü gibi öpüşmesini eğer bunu yapmazsa da hapsedeceğini söyleyerek tehdit etmiştir. (Atak, 12 Eylülzede Seks Yıldızları, Nokta, Sayı 38, 12-18 Eylül 1993, akt. Kara 2012: 40).  O dönem aynı zamanda sansür işin içine girdiğinde bu filmleri inceleyen ve hangi sahnenin kesilip hangi sahnenin kalacağına karar veren ekip polislerden ve askerlerden oluşuyordu. (Özgür Yaren, Can Öktemer Söyleşi, 14 Mart 2018, Birikim)

12 Eylül 1980 Darbesi ile Türkiye sinema sektöründe büyük değişimler yaşanırken tüm bunların sonucunda meydana gelen hasarın büyüklüğü ölçülecek boyutta değildir.  Darbe ile birlikte seks filmleri furyası da son bulurken rotanın yönü yeniden toplumsal gerçekçi filmlere çevrilmiştir. 12 Eylül Sinemasının etkili isimlerinden biri olan Yılmaz Güney Türkiye sinemasının akışını değiştiren yönetmen olarak görülmüştür. Yılmaz Güney ile birlikte çalışan Erden Kıral, Zeki Ökten, Şerif Gören, Ali Özgentürk gibi yönetmenler 1970 ile 1983 yılları arasında toplumcu gerçekçi filmler üretmişlerdir (Kara, 2012: 61-62).

12 Eylül Darbesi ile birlikte filmler, kitaplar artık suç unsurudur: 39 ton kitap, dergi, gazete yakılır ve imha edilir, 937 sinema filmi sakıncalı bulunarak yasaklanır. Yasaklanan, yok edilen filmlerin başında Yılmaz Güney’in bütün filmleri vardır. TRT için Halit Refiğ’in yıllara yayılan yoğun bir emekle çektiği Yorgun Savaşçı dizisi yakılarak imha edilir (Kara, 2012: 83). Burada ifade edilmek istenen meseleye odaklanıldığında 12 Eylül sinemasını kadın karakterler üzerinden okumak yerinde olacaktır. 1980’lere gelindiğinde dünyada yaşanan değişimlere paralel, muhalefet yelpazesinin de genişlediğini belirten Kara, yeni muhalif akımların oluştuğunu söylemiştir. Feminizm/kadın hareketi, eşcinsel hareket, yeşil hareket gibi akımların çok geçmeden Türkiye’de de keşfedildiğini ifade etmiştir. Oluşan baskı ortamında sinemanın da farklı arayışlara yöneldiğini belirten Kara, 12 Eylül yönetmenlerinin, o günün koşulları içerisinde bireylerin sorunlarına, iç yolculuklarına, kadın sorunlarına yöneldiğini ifade etmiştir. Kara, erkek egemen sistem içindeki kadının ayakta kalabilme mücadelesini, toplumsal baskılara direnmesi ve kadın olmaktan kaynaklanan sorunları beyaz perdeye aktarma konusunda öne çıkan ismin Atıf Yılmaz olduğunu belirtir. Yeşilçam filmlerinde gösterilen ve yeniden üretilen kadınlık rollerini Atıf Yılmaz’ın filmlerinde görmenin mümkün olmadığını belirten Kara, Yılmaz’ın filmindeki kadın karakterlerin aynı zamanda tek boyutlu kadın anlayışının dışında cinselliğini de yaşayan iyi ve kötüyü de taşıyan baş kaldıran niteliklere sahip olduğunu belirtir (Kara, 2012: 97).

Bu noktada Atıf Yılmaz’ın filmi Mine değerlendirildiğinde;

Mine, Isparta’nın Eğirdir kasabasında görev yapan gar şefinin karısıdır. Kocası kendisinden yaşça büyüktür ve etrafındaki insanların şefe saygı göstermesindeki en önemli unsur Mine’dir. Şef Mine üzerinden kasabada bir statü elde etmiştir. Mine, cazibesi ve güzelliği ile kasaba erkekleri tarafından göze çarpmaktadır. Fakat Mine’de sinemada alışılmış kadın rolleri dışında farklı biçilmiş bir rol mevcuttur. Cinsiyetin sınıfsal ayrımını yapmak sinema için gelir getiren bir durum haline bürünmüşken, kadın karakterlere atfedilen roller ‘gerçek’ kadın imajının dışında ataerkil toplumun istediği formatta üretilen kadın karakterler olurken, Mine bu rolün dışındadır.

Kasabada öğretmenlik yapan Perihan’ın abisi İlhan’ın kasabaya gelişiyle birlikte Mine’nin hayatı da değişecektir. Mine ile İlhan arasındaki dostluğu saf ve entelektüel bir biçimde seyirciye aktaran Yılmaz, aynı zamanda kasaba halkının ataerkil tavrını da net bir şekilde sunmaktadır. Kasaba sakinleri ataerkil bir bünyeye sahip olmakla birlikte kendi içlerindeki çarpık ilişkilerini görmezden gelmeye meyillidir. Yılmaz burada erkeğin kadına yönelik kurmuş olduğu eril tahakkümü ele almakla birlikte, kadının kadın üzerindeki tahakkümüne de yer vermiştir. Kasaba kadınlarının çoğu ikincil konumda seyircinin karşısına çıkarken, Mine o kadın karakterlerden bağımsız bir şekilde kendini var etmektedir. Kasabadaki kadınlar Mine yüzünden “erkeklerini” kaybetmekten korkmaktadır. Mine, çevresindeki bakışlardan rahatsız olan ama buna karşı duramayan bir kadındır. Kasaba sakinlerinin ileri geri konuşmaları Mine’yi yıpratan bir etkendir. Aynı zamanda kocası ile olan ilişkisi bazında değerlendirildiğinde hem duygusal hem de zihinsel anlamda yalnızlık çeken bir kadındır. Bu anlamda Mine, Yeşilçam filmlerinin klasik kadın karakterlerinden ayrılmıştır. Kocası tarafından tecavüze uğrayan Mine, kocasının gözünde kendisini bir et parçasından ibaret gördüğünü ifade etmektedir. Hem kocası hem de kasaba halkı tarafından metalaştırılan Mine, tüm bu olanların farkındadır. İlhan ile olan arkadaşlığı Mine’nin kendi dünyasındaki yalnızlığını çözümlemeye çalışır. Mine ve İlhan’ın arkadaş ilişkisi içerisinde bulunması kasaba halkı tarafından kabul görmemiştir. Herkes yasak bir ilişki yaşadıklarını düşünmekle kalmayıp bu doğrultuda Mine ve İlhan’ı fişlemiştir. Filmin sonunda kasabanın birkaç genç erkeği Mine’ye tecavüz etmek ister. Bu tecavüz girişimi esnasında Mine gençlerden birine ateş eder. Mine tüm bu olanların sonunda İlhan ile birlikte olur. Bu noktada Mine, kasabanın onu görmek istediği bir kadın haline gelmiştir. Bu istek her ne kadar kasaba sakinlerinden çıksa da Mine bu kadınlığının arkasında ilk defa dik bir şekilde durmaktadır. Yılmaz, Mine’nin eril düzen ile ilişkisini ele almanın yanı sıra, Mine’nin, Perihan öğretmen ile olan ilişkisini de kadın dayanışması çerçevesinde seyirciye aktarmıştır.

Atıf Yılmaz’la başlayan kadın filmleri döneminde kadının adı Müjde Ar’dı (Kara, 2012: 99). Sinemanın ‘kurallı sultanı’ olarak bilinen Türkan Şoray, Yeşilçam filmlerinde öpüşme, sevişme sahnelerine ılımlı bakmazken, canlandırdığı Mine karakteri ile birlikte bir anlamda tabularını yıkmıştır. Bu noktada hem Şoray için hem de Mine için ilklerin yaşandığı bir süreç meydana gelmiştir. Kadını alıp satılan bir mal gibi gören, sadece erkeğin gösterebileceği kadar sevgiyle, sahiplenmeyle, sulanan bir çiçek gibi gören geleneksel Yeşilçam anlayışına karşı çıkarak sırtını döner Mine.

Toplumsal gerçekçi bakış açısı ile üretilen filmlerin kadın karakterleri cinsel kimliğinin farkında olan ya da farkına varmak isteyenlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla yönetmenin perspektifi bu noktada şekillenmektedir. Muhafazakâr toplumlarda kadının “bu farkında olma isteği” ne yazık ki geri planda kalmıştır ya da üstü kapatılan “ayıplanan” mesele olarak anılmıştır. Kadınların namus gibi ağır kavramların bedelini ödemekle yükümlü olduğu bir coğrafyada bu tarz filmlerin üretilmesi ve bu filmlerin erkek yönetmenler tarafından sunulması bir anlamda kadın mücadelesine verilen destek olarak da ifade edilebilir. Atıf Yılmaz’ın birçok filmi bu çemberde ilerlemiştir.

Mesele şu ki, sistem işine geldiği gibi kadın karakterleri sektöre yerleştirebiliyor. Sektör canı nasıl isterse kadını öyle sunabiliyor. Kriz zamanı durum kötüye giderken hemen seks filmleri sunulsun, arzu nesnesi haline bürünen kadınlar onlar için bir çözüm yolu olsun. Kadını metalaştıran, kadını ikincil konuma düşüren zihniyetin ötesinde toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde üretilen filmlere yönelmek gerekir.

Erkek egemen seven sinemada, sadece seks filmlerinde yer alan kadın oyuncular genel geçer ahlakın, devlet ideolojisinin ve bizzat içinde oldukları sektörün ebedi günah keçisi değildir. Yani günah keçisi olmak için seks filmlerinde oynamana gerek yok, kadın olman yeterli. Bu yüzden Mine’yi izlerken meseleye buradan yaklaşmak yerinde olacaktır. Mine de içinde bulunduğu toplum tarafından el birliği ile günah keçisi ilan edilen bir kadındı üstelik “ahlaklı” ,“namuslu” “sessiz” hayatına rağmen.

Kaynaklarca:

Sinema ve 12 Eylül, Mesut Kara

https://www.birikimdergisi.com/guncel/8798/ozgur-yaren-ile-soylesi-yesilcam-seks-filmleri-esas-olarak-italyan-seks-guldurulerinden-etkilenmistir

(Nokta, Sayı 38, 12-18 Eylül 1993, Mesut Kara)