Utanç (Buda as sharm foru rikht, Hana Makhmalbaf, 2007), Baktay (Nikbakht Noruz) isimli beş yaşında küçük bir Afgan kızın okula varmak için verdiği mücadeleyi konu etmektedir. Abbas (Abbas Alijome) isimli arkadaşının yardım ettiği bu zorlu mücadelede önüne çıkan engelleri tek tek aşmasına rağmen yine de amacına ulaşamaz. Bu amaca bir türlü ulaşamayışın altında bazı sosyopolitik sebepler tespit etmek mümkündür. Baktay, hem bir kız çocuğu olması hem de yaşadığı coğrafyanın zorluğu ve ideolojik şartları nedeniyle iki kat baskı altındadır (Lury, 2010, s. 290). Bu coğrafyanın çocuklarının hayatı Batılı çocuklarınki gibi değildir, sürekli bir tehlike hali söz konusudur. Baktay’ın komik hikayeler öğrenme isteği işte bu engellere takılır. Lury’nin (2010) makalesinde de ifade ettiği gibi bu dünyanın çocukları sürekli bir hareket halinde olmalarına rağmen bu çocukların her gün aşmak zorunda olduğu sıkıcı yollar onları bir türlü bir yere vardırmaz. Her gün çıkılan yollar bir kendini keşfe yol açmaz, aksine hayatta kalmak için sürekli bir çaba gerektirir ve bu coğrafyada bir kız çocuğu ancak öldüğünde özgürleşir.

Film ve televizyon veritabanı IMDB’ye bakıldığında filmin oyuncularının oynadığı tek filmin Utanç olduğu görülmektedir. Yani bu kişilerin filmde temsil edilen dünyanın yerlisi, profesyonel olmayan oyuncular olduğu söylenebilir. Bu durum çocukların görünümlerine de yansır. Filmde çocuklar en çocuk halleriyle ve bedenleriyle, çocuklara özgü davranışlarıyla, eksik dişleriyle gösterilir. Bu da en azından Batılı izleyiciler için otantikliğin bir göstergesidir (Lury, 2010, s. 285). Filmdeki oyunculuk performansını filmin belgeseli andıran tarzına ve diğer mizansen öğelerine bakarak değerlendirmek gerekmektedir. Utanç; Afganistan’ın sokaklarında, mağaralarında ve çöllerinde geçmektedir. Bu mekanlar bize oldukları gibi gösterilmiştir ve bu nedenle oyunculukların da bu sadelikte olması uygundur. Baktay’ı canlandıran oyuncunun performansını gösterişsiz olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Baktay’ın kimi zaman ifadesiz olan yüzü bizi öykü hakkındaki enformasyonu başka bir yerlerde aramaya yöneltir. Baktay’ın gözlerinden merak, heyecan ve çaresizlik gibi duyguları okumak mümkündür. Bu nedenle, gözler ve kaşlar bu filmde önemli bir yere sahiptir. Bu ifadesiz yüz aynı zamanda, dikkatimizi çoğu filmde asla dikkat etmeyeceğimiz davranış ayrıntılarına odaklar (Bordwell & Thompson, 2009, s. 138). Sonuç olarak, karakterlerin gösterişsiz bir tarzla ve profesyonel olmayanlar oyuncular tarafından canlandırılması bu film için bir avantaj haline gelmiştir ve filmin bütününe uygundur. Bu durum da izleyicinin oyunculuğu “gerçekçi” olarak değerlendirmesini sağlar.

Tüm bunların dışında, filmin çocukluk imgesi üzerine kurulması filmi daha çarpıcı bir hale getirmiştir çünkü çocukluk her yetişkin için nostaljik anlamları olan bir dönem ve savunmasızlığın sembolüdür. Bu yüzden de coğrafyanın acımasızlığını ve imkansızlığı çocuklar üzerinden anlatmak hem daha etkilidir hem de Hamid Reza Sadr’ın (akt. Lury, 2010, s. 285) tespit ettiği gibi sosyopolitik bir eleştiriyi çocuk imgesi üzerinden vermek olası tartışmaları engellemeye yardımcı olur.

Kaynakça

Bordwell, D., & Thompson, K. (2009). Film Sanatı: Bir Giriş. Ankara: De Ki Basım Yayın.

Lury, K. (2010). Children in an open world: Mobility as ontology in new Iranian and Turkish cinema. Feminist Theory. https://doi.org/10.1177/1464700110376279