Eğer kapitalizmi ve popüler kültürü markalar üzerinden okuyacaksak, bahsedebileceğimiz ilk üç şirketten birisi muhtemelen McDonald’s olur. Dünyanın en çok restoranına sahip fast-food zinciri olan McDonald’s, filmlerde sıklıkla görülebilir ancak bu görünüm yönetmene, filmin kurgusuna ya da zamanına göre değişebilmekte. Bunlar sadece ürün yerleştirme olmaksızın, kültüre de göndermeler yapan, referanslar veren sahneler olarak karşımıza çıkıyor. Yani filmlerin sadece McDonald’s görünümleri üzerinden haklarında bilgi sahibi olabilirsiniz. Bunun yanında günlük hayatta da çok sık gördüğümüz bir şey olması nedeniyle direkt restoran zincirinin dönüşümü üzerinden popüler kültür üstünde çıkarımlar yapmak zor olmayacaktır. 12 Film + bonus olarak McDonald’s reklamlarını kronolojik olarak inceleyeceğim bu yazıda, aradaki benzerlikler ve kullanım farkları, aslında dönem ve bölge sinemalarını anlamak için bir kaynak olabilir.

 

 

⦁ Woody Allen – Sleeper (1973)

McDonald’s, 1994 Yılına kadar sattığı hamburger sayılarını hesaplıyor ve tabelalarında bunun kampanyalarını yapıyordu. Son olarak 80 milyarda kalıp bu veri gizlenmeye başlandı. Woody Allen’ın Sleeper filmiyse 2173 yılında geçmekte ve onun geleceğinde McDonald’s varlığını korumakta. Gerçekte kilise olan bina film için McDonalds’a çevrilmiş.

 

 

⦁ Alan J. Pakula – All the President’s Men (1976)

All the President’s Men, McDonalds’ın geçirdiği dönüşümü en iyi anlatan iyi bir “ürün yerleştirme”. Watergate skandalını ortaya çıkaran iki muhabir Bob ve Carl’ı gösteren bu sahnede karakterler davanın gidişatı hakkında münakaşa halindeler. ABD’de ilk kez bir başkanın istifaya zorlandığı skandalın en önemli tartışmaları McDonald’ta konuşuluyor. Koltukların ve masaların henüz değişmediği normal bir restoran görünümüne sahip olan McDonald’s, sadece çocukların ve gençlerin geldiği bir yer değil, ülkeyi hatta dünyayı değiştiren şeylerin de konuşulduğu bir yer olarak gösterilmiş.

 

 

⦁ Quentin Tarantino – Pulp Fiction (1994)

Çoğumuzun bildiği bu sahnede Tarantino, McDonalds’ın Amerika ve Avrupa’daki farklarına dikkat çekiyor. Avrupa’daki bazı restoranların bira da sattığına, metrik sistem yüzünden değişen hamburger isimlerine ve Hollandalıların patatesi ketçapla değil mayonezle yediğiyle alakalı dalga geçiliyor. McDonalds’ın globalliği popüler kültür göndermelerinde, herkesin anlayacağı ve deneyimlediği şekilde kullanılıyor.

 

 

⦁ Donald Petrie – Richie Rich (1994)

Richie Rich filmindeki bu sahnede baş karakterimiz Richie, malikanesinde kendisine ait bir McDonalds’a sahip. Yıllar sonra Trump’ın aşçı kalmayınca Beyaz Saray’a McDonald’s siparişi vermesiyle de tekrar gündeme gelmişti.

 

 

⦁ Wong Kar Wai – Chungking Express (1994) ve Fallen Angels (1995)

İki McDonald’s sahnesi ve iki aynı mekân yüzünden bu farklı filmleri aynı maddede konuşmak daha doğru olacaktır. Sinema nasıl evrensel olabiliyorsa McDonalds’ta o kadar evrensel olabiliyor. Hong Kong’da çekilen filmlerin ortak yönlerinden birisi de burası. Yönetmenin fikirlerinden emin olmadan bunun siyasi bir eleştiri olduğunu da düşünebiliriz, kapitalizme yönelik bir övgü de.
İlk fotoğraftaki (Fallen Angels’tan) karakter bir seri katilken ikinci fotoğraftaki karakter bir polis. İkisinin de ortak noktaları aynı yerde yemek yemeleri. Düşünceleri, karakterleri, hikayeleri vs. önemli değil. Onları birleştiren bir nokta olarak karşımıza McDonald’s çıkıyor. Aynı zamanda ışıkları ve tabelalarıyla neo-noir filmlerin akşamlarında kullanılan güçlü bir görsel etki olarak da kullanılmış.

 

 

⦁ Luc Besson – The Fifth Element (1997)

2263 yılında geçen The Fifth Element, tıpkı Sleeper gibi gelecek kurgusunda McDonalds’a da yer vermiş, satış rakamlarına göndermede bulunmuştur. Uçan arabalar paket servis alıyor, McDonald’s logosu geleceğin gettosunda büyük tabelalarla şehri kaplıyor.

 

 

⦁ Edward Yang – Yi Yi (2000)

Yi Yi’de McDonald’s bir kültür emperyalizmi olarak karşımızda. Ailesinden birinin düğününde canı çok sıkılan ve somurtan çocuk karakterimiz reklamlarda gördüğü renkli, hareketli ve Ronald McDonald’lı McDonalds’ta aradığını buluyor. Babanın sadece kahve içmesi, restoran müşterilerinin çoğunlukla gençler olması da dönem Tayvan’ının bu tip kültürel ögelere nasıl yabancı kaldığını gösteriyor. Birçok reklam kampanyasında da kullanıldığı şekliyle Edward Yang da bunu yapmış, yaşlı ve genç arasında kurulamayan bağı, kültürel farkları McDonald’s ile eritmiş.

 

 

⦁ Shawn Levy – The Pink Panther (2006)

Pink Panther ya da ülkemizde de dolaşıma girdiği şekliyle Pembe Panter karakteri Fransız bir müfettiştir. Amerikan kültürünü ve dilini aşağılayıcı bir şekilde alay eden karakterimiz McDonald’s hamburgerlerine de aynı muameleyi yapar. “İğrenç Amerikan yemeği” diye alay ettiği hamburgeri tattığı zamansa tadına bayılır. Bu yüzden yabancı kültürlerin Amerikan kültürüne olan adaptasyonunun ilk adımını McDonalds’ın attığını söylemek zor olmaz, tıpkı Sovyetlerdeki gibi.

 

 

⦁ Tim Burton – Dark Shadows (2012)

Korku komedisi türünde olan Dark Shadows, diğerlerinin aksine hicivi daha etkili kullanır. Ölümsüz vampir Barnabas Collins bu sahnede McDonalds’ın tabelasının renginden gözünü alamaz ve ona Mephistopheles, yani Hıristiyanlıktaki şeytanlardan birisinin ismiyle seslenir. Sinemada bu tip olumsuzlayıcı ve yeren şeyler olsa da marka görünümü çoğu zaman olumludur. Senaristler bunu bu şekilde kullanmak istemiş de olabilir, McDonald’s karşısında bir popüler kültür eleştirisi de.

 

 

⦁ Matthew Vaughn – Kingsman: The Secret Service (2014)

Sinemanın kurgusal dünyası, izleyiciler için oluşturulmuş güçlü bir yeniden anlam inşasıdır. Bunu kullanmak isterseniz eğer, Kingsman güçlü bir referans olacaktır. Burada da tıpkı Richie Rich’deki örneğin benzerinin görüyoruz. Ancak zengin insanlar sadece bunun şımarıklığı içinde değil, gizli sosuna kadar yedikleri hamburgeri bilmekteler. Zenginlerle paylaşabildiğiniz nadir ortak öğelerden birisi McDonald’s olur. Bu anlamda ürün yerleştirmelerin sinemada gittikçe artması da başka bir konuda tartışılabilir.

 

 

⦁ Makoto Shinkai – Weathering with You (2019)

Weathering With You animesindeki konumuzu kısaca özetlersek, restoranda çalışan olan Natsumi, yorgunluktan uyuya kalan ve daha önce tanışmadığı Hodaka’ya bir BigMac burger hediye eder. Hodaka ise bunun yediği en lezzetli şey olduğunu iç geçirir ve aralarında bir ilişki başlar. Animelerin Japonya’da en çok izlenilen tür olduğunu düşündüğümüzde McDonald’s ürün yerleştirmesinin güçlü bir reklam olduğunu söyleyebiliriz. Japon pazarındaki etkisi 3 Milyar dolara yaklaşarak son 7 yılda nerdeyse iki katına çıkan McDonald’s, aslında sinemanın kurgularını da reklam için değiştirebilecek kadar güçlü. Kültürel bağlamdan kopartılan sinema kurgusu bir reklam zemininde inşa edilebilir; tıpkı bu animede olduğu gibi.

 

 

⦁ BONUS – MC DONALDS REKLAMLARI

Sinema ve McDonald’s arasındaki bağı, ürün yerleştirmeler üzerinden tartıştıktan sonra başka bir çalışmaya, bu sefer McDonalds’ın sinemaya göndermelerine de göz atabiliriz. Sinemanın belli başlı klişeleri var; örneğin kovboy filmlerinde terlemiş ve güneşin vurduğu yüz plan. McDonalds’ın paket servisi ise bu belli başlı klişeler üzerinden bir reklam serisi kurguluyor. Çok tanıdık sahneler olan bu reklamlar sinema ve popüler kültürün arasındaki güçlü etkileşimi de vurgular nitelikte