2018 yılında Çin’de çekilen film sayısı 902, vizyona giren film sayısı 398… 2018’de yeni açılan sinema salonu sayısı 9.303… ABD filmlerinin yine 2018 yılında, 2017’ye göre gişe hasılat artışı % 7’de kalmışken Çin filmlerinde % 9,06’lık yükseliş… Milyonlarca dolarlık bütçelerle aksiyon, bilim-kurgu türü filmler çekebilme, bu filmleri 190 ülkeye satabilme yetisi; tek filmden 700 milyon dolara varan gişe hasılatı, son 2 yılda 5 tane “blockbuster” (“gişe canavarı”-hasılatı 100 milyon doları aşan film) çıkarabilme…  Bütün bunlar Çin sinema endüstrisinin rakamsal ifadeleri.  Az-çok oturmuş bir “star sistemi”ni de hesaba katarsak dünya sinema sektöründe ABD’nin yanında dev bir oyuncu ile daha karşı karşıyayız.

Ötesi de var: PricewaterhouseCoopers’ın (PwC) Haziran 2019’da yayımladığı rapora göre 2020 yılında Çin filmleri 12,28 milyar dolar hasılat elde edecek ve böylelikle muhtemelen sinemanın “icadından” bu yana ilk kez ABD’yi (PwC’nin 2020 tahmini 11,93 milyar dolar) geçecek… Evet, hasılatın büyük bölümü “içeriden” geliyor ve gelecek, film ihracatı ABD ile yürüyen ticaret savaşlarından etkilenecek ama alt toplamda sonuç şu: Çin sinemasında endüstrileşme işi tamam!

Türkiye’de gösterime girmemiş 5 “gişe canavarı film”in İngilizce ve Çince isimleri, gösterime giriş tarihleri ile toplam hasılatları şöyle:

Wolf Warrior 2 – Zhan lang II – 27 Temmuz 2017 – 870,3 milyon dolar

Operation Red Sea – Hong hai xing dong – 16 Şubat 2018 – 579,2 milyon dolar

Detective Chinatown 2 – Tang ren jie tan an 2 – 16 Şubat 2018 – 544,1 milyon dolar

Dying to Survive – Wo bu shi yao shen – 5 Temmuz 2018 – 451,2 milyon dolar

The Wandering Earth – Liu lang di qiu – 5 Şubat 2019 – 699,8 milyon dolar

Çin Açık Oynuyor

Çin’in özellikle 2010’lardan bu yana sinemaya bu kadar “asılmasının” nedeni siyasi bir karar. “Yumuşak güç” politikası çerçevesinde “uluslararası kamuoyunu etkileme, Çin’in çıkarları doğrultusunda yönlendirme, ülke hakkındaki gerçekleri tanıtma vb.” hedefleriyle sinemanın da endüstrileşmesine yöneldiler.  Daha Ekim 2002’de Çin Komünist Partisi 16. Kongresi’nde, “ulusal birlik için kültür endüstrisinin stratejik önemi” vurgusuyla ipuçlarını gördüğümüz yönelim, ilerleyen yıllardaki “dışarı çıkma politikası” ile birlikte yurtdışına “agresif” bir açılımla birleşti. 2002’de çekilen film sayısı 100 iken, yukarıda 2018 rakamını vermiştik, 16 yıl içinde 9’a katlandı. Ülke içinde uluslararası film festivallerinin arttırılması, yurtdışı festivallere katılımın teşvik edilmesi,  ülke içinde devlet ve Parti dışından sinemacıları sektöre katma çabası, yabancı yapımcıların ve sinema insanlarının ülkeye davet edilmesi gibi yöntemlerle dünya sinemasında “2020’ye kadar ikinci, sonra birinci büyük” haline gelindi.

Öncelikle “devlet kontrolü” konusunu açıklığa kavuşturalım.  Çin’de sinema devletten öte, Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Tanıtım (Propaganda) Departmanı’na bağlı Ulusal Film Bürosu tarafından kontrol ediliyor. “Çin sinema salonlarında yılda 34 Amerikan filmi gösterilebilme” kotasını koyan, bazen filmleri vizyona sokmayan ve dahası sinemacılara “içerik fısıldayan” yer, işte bu Büro! Hollywood’un “süper sivil” ideolojik aygıtı, Çin’de “doğrudan Parti’nin ideolojik aygıtı” olarak işliyor. İdeolojisiz sinema olamayacağına göre, ABD ve diğer birçok ülkeden farklı olarak Çin bunu “göstere göstere” yapıyor.

Bu denli “açık oynama”nın karşılığı olarak Wolf Warrior 2, “Çin usulü Rambo”; Operation Red Sea, “Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun (HKO) uzun metraj reklamı”; The Wandering Earth ise “Çin’in uzayda ben de varım öykünmesi” biçiminde etiketlendi.  Çin yurtseverliğinin ötesinde “yeni süper güç” imgesi taşıyan dev bütçeli bu filmler Hollywood türdeşlerinin karşısına çok sınırlı bir “Çin karakteri” koyabildiler.  HKO’nun ve Çin’in dünyanın her yerinde, dahası uzayda kurtarıcı rol alabileceğinin altı çizildi. Duraksız aksiyon, eril karakterin yanına “romantik ilgi” koymama Hollywood meftunlarının omuz silkmesine neden olurken, “bunalmışlar”dan “ABD propaganda yapınca oluyor, Çin’in hakkı yok mu?” tepkisi geldi.  Aksiyon ve komedi karması Detective Chinatown 2, Çin açısından  “New York’un göbeği Çin Mahallesi’nde tür (genre) filmi çekebilmenin şanı” oldu ama uluslararası planda fazla dikkat çekmedi.

“Makus Talihi” Değiştiren Film: Dying to Survive

Dying To Survive (Hayatta Kalmak İçin Ölmek) veya Çince adının tam çevirisi olarak “Ben İlaç Tanrısı Değilim” filmiyle Çin, aradığı uluslararası yumuşak güç propagandasına kavuşmuş oldu. Kara-komedi –dram türüne sokulabilecek usta işi film dünya çapında büyük ilgi gördü, festivallerden 33 ödül ve 31 adaylık elde etti. Sinefillerin ilk baktığı yerler olan imdb.com’dan 8,1, Rotten Tomatoes’tan 9/10 gibi hayli yüksek puanlar aldı. Hem de propagandayı hissettirmedi.

Filmin konusu şöyle:

Bir Hint menşeili ürünler satıcısı esnaf olan Cheng Yong’un parasal olarak başı beladadır. Mağazası uzun zamandır kar etmez ve babası da acilen beyin ameliyatı için büyük miktarda paraya ihtiyaç duyar.

Bir gün cerrahi maske takan bir adam (Lv) dükkânına gelir. Cheng’den, büyük miktarda para karşılığında Hindistan’dan ucuz Kronik Miyeloid Lösemi (KML) ilacı getirmesini ister. Patent koruması nedeniyle, İsviçreli Novartis şirketinin Gleevec isimli ilacı Çin’deki çoğu lösemi hastası tarafından karşılanamayacak kadar çok pahalıdır. Fakat o ilacın Hindistan’da bir ucuz jenerik versiyonu mevcuttur.

Çaresiz Cheng, ilacı Çin’e kaçak yollardan sokma riskini alır. Cheng giderek büyüyen, binlerce KML hastasına ilaç satar hale geldiği bu iş için zamanla bir ekip kurar:  Lv ile birlikte kızının KML tedavisi striptiz yapan bir anne, İngilizce bilgisi nedeniyle Cheng’in Hintli üreticilerle anlaşmasına yardım eden bir Hıristiyan papaz, mezbahada çalışan “sarı saç”lı bir genç…

Dying to Survive komedi unsurlarının özgünlüğü yanında iç burkan sahneleriyle ve özellikle tüm karakterlerini üç boyutlu işlemesiyle övgüyü hak eden bir film.

Filmin Propaganda Değeri

Birçok eleştirmen “Çin’in ‘sansürcü’ Ulusal Film Bürosu bu filme nasıl izin verdi, niye yasaklamadı?” diye şaşırdı. Çin Komünist Partisi’nin ülkedeki toplumsal sorunları “dışarıya” yansıtmayacağı varsayılıyordu. Evet, filmde yoksulluk içinde yaşayan, ölümü bekleyen ve hatta intihar eden KML hastaları var.  Bedenini para karşılığı sergileyen kadınlar, vicdansız hekimler, pis arka sokaklar, ancak sığınmaya yarayan mağaradan beter evler ve otel odaları var. Yıllardır sahte ilacı satıp insanların ölümüne neden olan üçkağıtçılar ve bunlara göz yuman bürokrasi, eylem yapan hastalara Novartis’in talebiyle orantısız güç kullanan polisler de var. Oysa film tüm bunları da içererek Hollywood tarzı örtülü propagandadan Çin’in de bir şeyler öğrendiğinin açık örneği.

Öncelikle filmde denklem şöyle kurulmuş durumda: KML hastalarının karşısında Novartis ilaç tekeli var. Filmde polis aygıtı ve mahkeme olarak zuhur eden Çin devleti,  “hakem” konumundan hastaların tarafına geçen otorite konumunda. Olayı araştıran polis figürü davadan çekiliyor, mahkeme Cheng’e ömür boyu hapis yerine 5 yıl gibi az bir ceza veriyor, hükümet ise ilacı sağlık güvencesi kapsamına alıyor. Çin hukukun üstünlüğünü gözeterek kaçakçıya ceza veriyor,  hükümet ise yurttaşların derdine derman oluyor.  Daha iyi bir Çin propagandası olabilir mi?

Hollywood’un yıllardır zerk ettiği “ABD devlet olarak hukukun ve yurttaşın – ve tüm dünya yurttaşlarının – yanında” söyleminin Çin karakteristiğindeki başarılı bir izdüşümü ile karşı karşıyayız. Filmdeki mütevazı ama derinlikli, saat gibi işleyen bir senaryo; renkli ve sahici karakterlere hayat veren kalburüstü oyunculuklar, ilk uzun metraj filmindeki yönetmenliğiyle tertemiz bir iş çıkaran Beijing Film Akademisi mezunu henüz 34 yaşındaki Muye Wen,  “zihinlere ve kalplere” hitap ederek propagandayı profesyonelce sarmalamış.

“Dünyada tek bir çeşit hastalık var: yoksulluk” repliğinde bir ifadesini bulan ama filme iyice sindirilmiş güçlü “serbest piyasa” eleştirisini de “değer” olarak göz ardı edemem. Ama tüm bunların ötesinde filmin bence asıl propaganda değeri;  Hollywood veya başka sinema endüstrilerinin yıllar önce unuttuğu, her koşulda dostluk, başkaları için çabalama, rakibini bile “satmama”, dayanışma gibi insani özelliklerin hatırlatılmasıdır.

KAYNAKÇA:

https://www.academia.edu/35584434/Film_policy_the_Chinese_government_and_soft_power

https://www.telegraph.co.uk/news/2019/06/09/chinese-cinema-eclipses-us-box-office-hollywood-films-suffer

https://www.screendaily.com/features/why-turbulent-times-may-be-ahead-for-chinas-film-industry/5134186.article

https://www.scmp.com/comment/insight-opinion/article/3008874/chinas-film-industry-has-potential-international-success

http://www.xinhuanet.com/english/2019-03/11/c_137885630.htm

http://www.chinatoday.com.cn/english/report/2017-12/13/content_751020.htm

https://www.bbc.com/news/blogs-china-blog-40811952

https://www.bloomberg.com/opinion/articles/2018-07-11/dying-to-survive-china-shows-trump-the-way-on-drug-prices

http://www.chinadaily.com.cn/a/201712/08/WS5a2a3acfa3101a51ddf8fa25.html