Doğadaki Yalnızlık                                                                         

Yuva (2018) Emre Yeksan’ın ilk gösterimini 75. Venedik Uluslararası Film Festivali’nde yapan ikinci uzun metraj filmidir. Film ormanda tek başına yaşamayı tercih eden Veysel’e ve kardeşi Hasan’ın ormana gelmesiyle değişen öyküsüne odaklanmaktadır. Veysel’in neden ormanda yalnız kalmak istediği, önceden neler yaşadığı açıkça gösterilmemektedir. Filmin başında sessiz ormana ve Veysel’in doğaya adapte ettiği hayatına tanık oluyoruz. Veysel ormanda kuşların sesini taklit ediyor, tek arkadaşı olan köpekle şakalaşıyor, saçı sakalı uzamış halde ormanda dolaşıyor… Sadece civar köylerden getirilen ihtiyaç malzemeleriyle yaşamını devam ettiren Veysel, derme çatma küçük bir kulübede köpeğiyle yaşamaktadır.

Film boyunca ormanın güzelliği, sadeliği, özgürlüğü, huzur veren yeşil atmosferi gösterilirken film ilerledikçe duyulan helikopter sesi, ağaca bırakılan işaretler, tel örgüler ormanın güvenli bir alan olmadığını göstermektedir. Veysel’in kardeşi Hasan’ın ormana gelip abisini kente döndürmeye ikna etmeye çalışmasıyla hikâyenin ikinci bölümü başlamakta, Veysel ile birlikte birkaç gün ormanda kalan Hasan’ın Veysel’e dönüşümü tamamlanmaktadır. Filmin sonunda iki kardeşin hayatı ormanın derinliklerinde son bulmaktadır.

Doğa kendi sistemsel döngüsünü yaşarken insana ihtiyaç duymaz ancak insan için doğa her zaman muhtaç olduğu yaşam alanıdır. Öyle ki bu muhtaçlık doğaya mitlerde ‘’doğa ana’’ denmesini açıklamaktadır. Doğa filmin konusu olduğu gibi filmin sinematik mekânı da olabilir. Sinemada deniz, orman, göl gibi mekânlar genellikle huzur bulunan, saf, özgür ve kaçış yolu olarak görülen bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak Yuva filminde orman hem özgür hem de tehdit altında bir yerdir. Dışsal baskılar ve etkenler ormana kaçan Veysel’i rahat bırakmaz. Veysel ve kardeşi Hasan gittikçe ormanın derinliklerine inerek hem büyülü bir dünya keşfederler hem de kendi zihinsel dünyalarına yolculuk yaparlar. Sinemadaki doğanın yalnızlarından olan Veysel yalnızlığı bilerek tercih edip ormana yerleşmiştir.

Doğanın yalnızları özgürlük ve kaçış umuduyla buraya sığınmaktadır. ‘’Yalnız olmak, günlük hayatı yaşarken seçimlerden birini yapmakla ilgilidir. Yani kişinin kendisiyle diğerleri arasına mesafe koyma tercihidir’’ (Paula, 2011: 218).  Filmde özellikle ağaç kökleri ve sarmaşık dalları ön plana çıkmış, Veysel ormanda köpeğiyle dolaşırken bitkileri yeniden keşfetmiştir.

Yalnızlık hallerinde olan Veysel’in kardeşinin gelmesi ve onu ormandan çıkarmaya çalışması filmin ikinci bir evresini medyana getirmektedir. Ormandan çıkamayan kardeşler ormanı tehdit eden kişiler tarafından öldürülüp doğa ananın kucağına bırakılırlar. Yer yer politik duruşuyla öne çıkan film doğa insan ilişkisini ve bu ilişkinin politik yansımalarını gözler önüne sermektedir.

Filmdeki Deneysel İmajlar

Deneysel sinema, sinemanın biçimsel ve anlatısal yapılarını değiştirerek, belli türlere ve kodlara bağlı kalmadan öyküsünü özgürce anlatabilen bir film tarzıdır. Sinema tarihinin ilk yılları hep denemelerle ve sinemanın olanaklarını keşfetmekle geçtiği için deneysel sinemanın tarihi eskilere dayanmaktadır. Deneysel imajlar kalıpların dışında olduğu için onu betimleyecek öz bir tanım yoktur ancak bu imajların kurmaca, belgesel gibi türlerden farklı kullanıldığı ve kendi içinde uylaşımlarının olduğu bir gerçektir. Nijat Özön (2014: 45) deneysel sinemayı ‘’sinema alanındaki her çeşit yenilik ve denemeyi içine alan yolda filmler gerçekleştiren sinema türü, sinemada alışılmışın dışında yenilikler deneyen film çeşidi’’ olarak tanımlamaktadır. . ‘’Her deneysel sinemacı kendi birikimi ve anlayışı doğrultusunda özgün ve ileri ürünler ortaya koyar ve deneysel sinemada her sanatçı başlı başlına bir akımdır’’ (Kaliç, 1992: 14). Deneysel sinema klasik anlatı yapısının dışında olduğu için daha kişisel olarak görülmüştür. Deneysel filmlerde kuralları esnetme daha özgür olduğu için aslında her imaj kendi bağlamında düşünülmelidir. Ancak bu imajların ortak özelliği yaratıcı ve çağrışımsal olmasıdır. Deneysel imajlar çerçeveyi ve rengi bozabilir, üst üste bindirilen görüntülerle çoklu kareler ortaya çıkabilir ya da günlük hayatta gördüğümüz nesneleri kendi anlamından çıkararak alegorik olarak kullanabilir. Yuva filminde sabit çoklu kareler, renklerin karışımı gibi teknikler kullanılmıştır.

Filmde deneysel imajlar hem teknik düzeyde hem de öykü anlatısıyla Türk sinemasında klasik tarzı kıran bir anlatıma sahiptir. Öncelikle öykü karakterin tanıtılması, engel ve engeli aşıp mutlu sona ulaşma gibi klasik senaryo düzleminde değildir. Yönetmen bir hikâye yaratmış, karakterleri ve mekânı bize tanıtmış ve geri kalanı izleyip beklememizi istemiştir. Kimi zaman rahatsız eden görsel ve işitsel imajlarla kimi zamanda gelişen olaylarla bizi sonunu bilmediğimiz bir evrene götürmektedir. Bağımsız sinema veya öncü sinema, ana akım sinemasal kodları kırmaktadır. Klasik ana akım filmler seyirciye hoş zaman geçirmek ve duygusal haz yaratmak için tasarlanan dünyalardır. Deneysel sinema bağımsız sinemanın tüm etkilerini sonuna kadar kullanmaktadır. Yönetmen film boyunca öykünün bütün detaylarını anlatmaktan ziyade seyirciyi sezgisel imajlarla düşünmeye ve boşlukları doldurmaya itmektedir. Gilles Deleuze’e göre sinema hareket ve zaman bloklarıyla düşünce imajlar yaratmaktadır. Ana akım sinemadan farklı olarak deneysel sinema ve düşünce sineması özgün imajlarla, yarattığı ara yollarla ve boşluklarla seyirciye film izlediğini hatırlatmaktadır. ‘’Sinema dünyanın belirli bir görünümünün yansımasıdır ve insanoğlunun teknik uygarlığı ile doğrudan ilgili olarak gelişmektedir’’ (Bazin, 2013: 71). Yaşamın belirli bir görünümü olan sinema, dijital tekniklerin ve anlatı dilinin gelişmesiyle bazen doğrudan bir yansıma yerine yönetmenin kişisel dünyasının tasviri olmaktadır. Bu kişisel dünya sadece saf gerçeklikle değil gerçeküstü rüya imgeleriyle de var olmaktadır. Emre Yeksan Yuva filminde yer yer deneysel imgeler kullanarak gerçeği aşmış ve hayal imgeleriyle karakterlerin ruhsal durumlarını betimlemiştir. Yeksan (2019) verdiği bir röportajda gerçekliği esneten deneysel anlatıyı şöyle değerlendirmektedir: ‘’İzleyici olarak da realizmi sevmiyorum diyemem. Çünkü sinemanın %85-90’ı realizm üzerinden ürüyor. Çok sevdiğim realist ve toplumsal gerçekçi filmler de var. Ama bir yandan da realizmden sıkılma hâli var. Sinemanın, edebiyatın, kurmaca sanatın imkânları, realizmi kırmaya mümkün bir alan açarken niye ısrarla realizm ve natüralizm arayışı var?’’ (Yeksan, 2019 https://www.filmloverss.com/38-istanbul-film-festivali-emre-yeksan-roportaji/).

Filmin deneysel tarzda olmasını sağlayan bir diğer özelliği ekran formatının 1.33 kare formatı olmasıdır. Görüntünün perdeyi tümüyle kaplamasından ziyade sıkışmışlık hissini yaratan kare çerçevesi ile seyirciden iki kardeşin duygularına ortaklık etmesi beklenmiştir. Hem düşünceye hem de duyguya hitap eden film, sezgisel arayışlarla bizi kendine ortak ederek ormanda dolaştırmaktadır. Filmin ses tasarımındaki özen ve doğadaki tüm sesleri içermeye çalışması bu atmosferi desteklemektedir.

Düşsel imgelerin yoğunlaştığı sahnede Veysel ve Hasan ayrı zamanlarda büyük bir ağacın köklerinden içeri girerek yerin altında mağara gibi bir yer keşfederler. Bu yerin büyülü bir havası vardır. Öyle ki oraya getirdikleri herkesin yaraları kısa zamanda iyileşmeye başlar. Film bu noktadan sonra düşsel imgelerle devam etmektedir. Hasan’ın Veysel’i aramak için girdiği bu gizemli ağaç kökünde Hasan’ın ruhsal kaygılarına ve küçüklüğüne tanık oluruz. Hasan küçüklüğünü görür ve konuşmaya başlar. Zamansal düzlemi kıran sahne Hasan’ın geçmiş ve şimdi arasındaki korkularını, belirsizliklerini, duygularını açığa çıkarmaktadır. Mağara gibi bir yerde geçen sahnede ışık, ses, dekor gibi sinematografik etkenler büyülü ve deneysel bir dünyanın yaratılmasında rol oynamıştır. Üst üste binen görüntüler, bu sahnede ve Hasan’ın rüyasında da karşımıza çıkmaktadır. Hasan cinsel içerikli bir rüya görmektedir. Bu rüyada bedenler gösterilirken kırmızı ışıklar ön plana çıkmış, gerçekliği bulanıklaştıran görüntüler ve renkler bize Hasan’ın rüya imgelerini anlatmıştır.

Film boyunca gerek öykü anlatımı gerekse sinematografik teknikler bakımından özgün anlatımı ve deneysel imajları kullanan yönetmen, seyircinin düşünce üzerine yoğunlaşmasını istemiş ve filmin duygusal etkisini arttırmayı amaçlamıştır. 30. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde izlediğim film deneysel sinemanın ayak izlerini hissettirmiş ve festivalden En İyi Özgün Müzik ödülüyle dönmüştür.

 

KAYNAKÇA

Bazin, A. (2013). Sinema Nedir? Çev. İbrahim Şenel. İstanbul: Doruk Yayıncılık.

Filmloovers 2019 https://www.filmloverss.com/38-istanbul-film-festivali-emre-yeksan-roportaji/ Erişim Tarihi 21.06.2019

Kaliç, S. (1992). Deneysel Sinemanın Kısa Tarihi. İstanbul: Hil Yayın

Özön, N. (2014). Sinema ve Televizyon Terimleri Sözlüğü. İstanbul: Yitik Ülke    Yayınları.

Paula, K. (2011). ‘’Yalnızlık Hissi: Teorik Yaklaşımlar’’. Çev. Selçuk Zengin, Muhammed         Kızılgeçit. Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, cilt 11 sayı 3, ss. 217-229.