Uzakdoğu sinemasında, otoriteler tarafından bir çığır açtığı düşünülen Kim Ki-duk’ ün olgunluk dönemi yapıtlarından olan 2003 yapımı Yaz, Sonbahar, Kış… ve İlkbahar (Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring) filmi bu yazıda ele alınmıştır. Kim Ki-duk, sinema eleştirmenleri ve akademisyenler tarafından çokça incelenmiş bir yönetmendir. Amerika’da İngiltere’deki birçok üniversite de hakkında yapılan bir çok çalışma görülmektedir.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… ve İlkbahar (Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring) 2003 yapımı, bir Kim Ki-duk filmidir. Film göl ortasında kurulmuş yüzen bir Budist manastırda geçer. Yaşlı bir Budist keşişin, küçük çırağına hayatın anlamını öğretmesini anlatır. Filmde çırak keşişin hayatının her evresi mevsimler üzerinden anlatılır.

Film mevsimlerin isimlerinden oluşan 5 bölümden oluşur. Filmde mevsimler arasında 10-20 yıllık süreler geçirilerek çırak Budist keşişin hayatı anlatılır. Filmde küçük keşişe verilen Budizm öğretisi üzerinden hayat dersleri verilirken, her bölümde çeşitli Budizm imge ve simgeleri kullanılır. Filmde çok az diyalog vardır.

Kim Ki-Duk

20 Aralık 1960 ‘da Güney Kore Bonghwa’da Kyungsang’ın kuzeyindeki bir taşra köyünde doğdu. Dokuz yaşına geldiğinde ailesiyle birlikte Seoul’e taşındı. Burada tarım eğitimi veren bir okula göderildi. Fakat maddi yetersizlikler yüzünden okuldan ayrılıp fabrikalarda işçi olarak çalışmaya başladı. 20 yaşına geldiğinde deniz kuvvetlerine katıldı. Askeri hayata çok çabuk uyum sağlayan Kim, Beş yıl çavuş olarak görev yaptı. Bu askeri tecrübeleri ona insan ilişkileri ve karakter analizi açısından zengin bir birikim sağladı. 1990 ‘ da bir uçak bileti alabilecek kadar para biriktirip, sanat eğitimi almak için Fransa’ya taşındı. Geçimini, kendi resimlerini satarak kazanıyordu. 1993’de tekrar Kore’ye dönen yönetmen, film senaryosu yazmaya başladı ve bir yarışmada iki senaryosu birden ödül kazandı. Kim Ki-Duk’un film kariyeri diğer yönetmenlerinkinden farklı başladı. Hiçbir zaman sinema eğitimi almadı ve hiçbir zaman başka bir yönetmenin yanında asistanlık yapmadı. Hiç kimsede görülmeyen bakış açısı ve kendine has hikâye anlatma tekniği buradan gelmektedir.

Kim, 1996 yılında küçük bütçeli Timsah adlı filmiyle ilk sinema deneyimine başladı. Hiç bir sinema eğitimi almayan Kim bu filmi ile Koreli film eleştirmenlerinden ağır eleştiriler aldı. 2004 yılında Fedakâr Kız film ile Berlin Uluslararası Film Festivali’nde, Boş Ev filmi ile de Venedik Film Festivali’nde En iyi yönetmen ödüllerini aldı. 2011 yılında Arirang film ile Cannes Film Festivali’nin Un Certain Ödülleri bölümünde en iyi film ödülünü aldı.

Filmografi

2014               Il-dae-il

2013               Moebius

2013               Venice 70: Future Reloaded (Belgesel)

2012               Acı

2011               III Amen

2011               Arirang (Belgesel)

2008               Rüya

2007               Nefes

2006               Zaman

2005               Yay

2004               Bos ev

2004               Fedakâr kız

2003               İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kıs ve İlkbahar

2002               Hae anseon

2001               Nabbeun namja

2001               Suchwiin bulmyeong

2000               Shilje sanghwang

2000               Seom

1998               Paran daemun

1997               Yasaeng dongmul bohoguyeog

1996               Ag-o

İlkbahar

Filmin ilk sahnesi ilkbahar mevsimiyle beraber Kore dağları arasında yer alan bir gölde yüzen Budist manastırda başlar. Manastır odaları duvarsız kapılardan oluşmuştur. İçeride Buda heykelleri, tütsü ve duvarda Budizm ile ilgili resimler vardır. Çırak keşiş ve ustası günlerini dua ederek ve meditasyon yaparak bu manastırda geçirir. Küçük çırak köpek yavrusu ile oynar. İkisi beraber bir sandal ile göl kıyısına geçer yürüyüş yapar ve bitki toplarlar. Bir gün çırak keşiş bir balığı yakalar ve iple taşa bağlar. Balığın taştan dolayı yüzememesi çocuğu güldürür. Ardından benzer şekilde bir kurbağayı ve son olarak bir yılanı iple taşa bağlar ve eğlenir. Usta keşiş, çırak keşişi hayvanlara bu eziyeti yaparken gizliden izlemektedir. Gece çırak keşiş uyuduğu bir sırada ustası onun da sırtına iple bir taş bağlar. Sabah taşın ağırlığı ile uyanan çırak keşiş yürümekte zorlanır ve ustasından taşı çıkarmasını ister. Ustası “Hayvanlara yaptığın eziyeti sen de yaşayacaksın ve hayvanlardan birinin ölmesi halinde “bir ömür boyu yüreğinde taş taşıyacaksın” der. Çırak keşiş sırtında taşla hayvanları bulmak için ormana gider. İlk işkence yaptığı balık ölmüştür ve bu ölümden dolayı ağlar. İkinci olarak kurbağayı bulur ve hayvanın yaşadığını görünce sevinir ve taşı çözerek kurbağayı serbest bırakır. Son olarak yılanın bulunduğu yere gider ancak yılan da ölmüştür. Çırak keşiş büyük bir üzüntü ile ağlamaya başlar.

Yaz

Çırak keşiş artık genç bir erkektir ve bir yaz günü orman yolunda bir kadın ve kızı ile karşılaşır. (Anne ve kızın giydiği kıyafetler filmin modern zamanda geçtiğini gösterir). Çırak keşişi anne ve kızı sandala bindirerek manastıra ustasının yanına götürür. Anne, usta keşişten kızını iyileştirmesini ister. Usta keşiş teklifi kabul eder ve anne manastırdan ayrılır. Genç kadın hiç konuşmaz, günlerini manastırda dinlenerek ve ibadet ederek geçirir. Bu arada genç çırak keşiş kadından etkilenmeye başlar, bir gün genç kadın manastırda yatarken genç keşiş kadının üstünü örter ve ilk defa kadına dokunmak ister. Genç kadın aniden uyanır ve genç keşişe tokat atar. Genç adamın kadına olan ilgisi günler geçtikçe daha da artar. Genç keşiş ve kadın beraber ormana giderler ve birlikte olurlar. Sonraki günler manastırda da birlikte olurlar. Bir gece sandalda birlikte olurlar fakat ertesi sabah usta keşiş onları sandalda çıplak uyurken görür. Usta sandalın tapasını çıkararak içeriye su dolmasını sağlar ve gençleri komik bir şekilde cezalandırır. Kendisi affetmesini isteyen çırağına ” Sahiplenme duygusu insanı katil eder” diye nasihat eder. Usta keşiş, genç kadına artık iyileştiğini söyler ve kadını evine yollar. Genç keşiş bu duruma dayanamaz ve bir Buda heykeli ile manastırda bulunan horozu yanına alarak manastırı terk eder.

Sonbahar 

Yıllar sona bir sonbahar günü yaşlı keşiş yemeğini sardığı gazeteden otuz yaşındaki bir erkeğin karısını öldürdüğü haberini okur. Yaşlı keşiş habere konu olan kendi öğrencisinin tekrar manastıra geri döneceğini düşünerek hazırlıklar yapar. Elinde karısını öldürdüğü kanlı bıçakla manastıra dönen genç keşişin öfke ve nefreti sürmektedir. Yaşlı keşiş karısının başka bir erkeğe kaçtığı için öldüren çırağına “Çok mu acı çekiyorsun? Bilmiyor musun? Sen ne beğenirsen, herkes onu beğenir” der. Acı ve öfkesine dayanamayan genç keşiş bir gün manastır odasında Budist geleneklerine göre ağzı, gözü ve kulaklarını kağıtla kapatarak intihar girişiminde bulunur. Yaşlı keşiş durumu fark ederek öğrencisini kurtarır ve içindeki öfkesini dindirmek için ona bir ödev verir (Kalp Sutra). Yaşlı keşiş elindeki beyaz kedinin kuyruğu bir fırça gibi boyaya batırarak manastırın iskelesine Korece isimler yazar ve genç adamdan bunları bıçağı ile kazımasını ister. Bu arada iki dedektif göle gelir ve katil zanlısı genç adamı götürmek ister. Yaşlı keşiş dedektiflere beklemelerini ve genç adamın görevini tamamlamasını gerektiğini söyler. Genç adam durmaksızın iskeleye yazılan isimleri bıçağı ile kazır. Sabaha karşı yorgunluktan uyuduğunda, dedektiflerden biri ceketi ile genç adamın üstünü örter. Yaşlı keşiş ve iki dedektif ellerinde turuncu, yeşil, mavi ve pembe boyalar ile genç adamın kazıdığı isimleri boyar. Dedektifler genç adamı götürdükten sonra yaşlı keşiş sandala tahtalar dizer ve göz, kulak ve ağzını kağıtla kapatarak kendini sandalın içinde yakarak intihar eder.

Kış

Çırak keşiş artık orta yaştadır ve soğuk bir kış günü manastıra döner. Bütün sular ve göl buz tutmuştur. Donmuş göl üzerinde yürüyerek manastıra gider ve ustasının olmadığını fark eder. Gölün buz tabakası altındaki ustasının sandalını fark eder. Kazma ile buzları kırar ve ustasının sadece dişlerine ulaşır. Ustasının dişlerini kırmızı bir mendile sararak buzdan oyduğu bir Buda heykelinin ağzına yerleştirir. Manastırda Buda öğretileri ile yazılmış bir meditasyon kitabı bulur her gün egzersiz ve meditasyon yapar. Bir gün yüzünü bezle saklayan bir kadın kucağında küçük bir çocukla manastıra gelir. Kadın yüzünü sürekli gizler ve akşam çocuğu ile beraber manastırda kalır. Kadın çocuğunu manastırda bırakarak ayrılırken karanlıkta donmuş göl üzerindeki bir deliğe düşer ve boğulur. Orta yaşlı çırak keşiş ertesi sabah kadının cesedini donmuş gölün altında fark eder ve cesedi gömer. Sırtına bağladığı bir halat ile büyük bir sal taşı sürükler. Elinde bir Buda heykeli ve sırtındaki taşla ile dağa tırmanır. Çocukluğunda balık, kurbağa ve yılana işkence yaptığı yerlerden geçer. Dağın zirvesinden artık küçücük gözüken göle ve manastıra bakar. Buda heykelini zirvede bırakır.

…ve İlkbahar 

Yeniden ilkbahar gelmiştir orta yaşlı keşiş artık usta bir Budist keşiş olmuştur. Kadının bıraktığı çocuk ise manastırda büyüyen ve Budizm öğrenen bir çıraktır. Küçük çocuk bir gün sandal ile karşı kıyıya geçer. Sırasıyla balık, kurbağa ve yılana işkence yapar. Her hayvanın ağzına taş koyarak bu hayvanların ölümüne neden olur. Hayvanlara bu işkenceyi yaparken zevkle güler. Manastırda oynarken bir kaplumbağaya da eziyet eder.

 — ∞ —

İleriye doğru döngüsel devinimini sürdüren film, şekilsel olarak başladığı yere dönüyor gibi gözükse de bilgi birikimi artmış bir şekilde deviniyor. Ve bize bu devinimin ileriye doğru, sürekli bir halde devam edeceği izlenimini veriyor

Yararlanılan Kaynaklar

Büker, Seçil.  “Sinemada Anlam Yaratma” İmge Yayınevi, 1991 (Genişletilmiş 2.baskı).

Carter, David.  “East Asian Cinema” Oldcastle Books 2007.

Chung, Hye Seung.  “Kim Ki-duk (Contemporary Film Directors)” Colorado State University Publising 2012.

Kurlat,  Marta Merajver. “Kim Ki Duk: On Movies, the Visual Language” Jorge Pinto Books Inc. 2009.

http:/ /www.wikipedia.org/Kim_Ki-duk