Barry Jenkins’in hem yönetmen hem senarist olarak karşımıza çıktığı, Tarell Alvin McCraney’in “In Moonlight Black Boys Look Blue” tiyatro oyunundan uyarlanan ve ülkemizde “Ay Işığı” adıyla sinemaseverlerle buluşan, şu ana değin iki yüz seksen bir farklı dalda ödüle aday gösterilen ve bunların iki yüz yirmi yedisini sekizini kazanan, 2017 Oscar Ödül Töreni’nde aday gösterilmiş olduğu sekiz farklı daldan ödülün üçünü (En İyi Film, En İyi Yardımcı Oyuncu ve En İyi Uyarlama Senaryo) olaylı bir biçimde eve götürüşüyle akıllara kazınan Moonlight, olmak istediğimiz ve olmak zorunda bırakıldığımız kişinin kimlik bunalımını ana karakterimiz olan Chiron üzerinden dramatik bir dille ele alır.

Film bir yandan toplumsal olanın kimlik inşası noktasında ne denli belirleyici olabileceğini eleştirel bir dille ele alırken bir yandan da içerisinde otobiyografik ögeler barındırır. Zira Jenkins ve McCraney Chiron ile aynı yerde, Miami’nin Liberty City kentinde büyümüş ve tıpkı Chiron gibi uyuşturucu bağımlısı, HIV pozitif olan bir anneye sahiptiler. Aynı zamanda uyarlanan eserin yazarı olan McCraney de Chiron gibi eşcinseldi.

2017 yılında gösterime giren filmde kronolojik olarak ilerleyen üç farklı zamanda üç farklı Chiron’la karşılaşıyoruz. Bu bölümler sırasıyla Chiron’un çocukluğunun anlatıldığı  “Little” (Alex Ribbert), ergenliğinin anlatıldığı “Chiron” (Ashton Sanders) ve genç yetişkinlik yıllarının anlatıldığı “Black” (Travente Rhodes)  olarak çıkıyor karşımıza. Farklı zamanların Chiron’u her ne kadar farklı hikayelerle karşımıza çıksa da asla unutamadığımız yalnızlığını ve kimsesizliğini peşi sıra sürüklüyor. Jenkins, babasız büyümek zorunda kalan, annesiyle sağlıklı bir iletişim kuramayan ve kim olduğu sorusuna cevap ararken pek çok zorbalıkla karşılaşan siyahi bir çocuğun yaşam öyküsünü kullanmış olduğu ışık ve müziklerle tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

“Little”

Alex Ribbert ile tanıştığımız filmin açılış sahnesinde karakterimizi kendi yaşıtlarından oluşan erkek bir gruptan kaçarken görürüz. Chiron bu kaçışın sonunda terk edilmiş izbe bir eve saklanır. Burada kaçışını gören ve hayatına her bakımdan şekillendirecek olan Juan (Mahershala Ali) tarafından bulunur. Bu sahne filmin ilerleyişi açısından oldukça önemlidir.  Film boyunca verilmek istenen mesaj en net biçimde bu sahnede gözler önüne serilir.  Zira “Little” farklıdır ve bu farklılığı nedeniyle onu kabul etmeyen, sindirmeye çalışan toplum tarafından kovalanacak, aşağılanacak ve yalnızlığa itilecektir. Bu nedenle hayatı boyunca toplumsal cinsiyet normlarıyla sürekli bir çatışma içinde olacak ve artan yalnızlığıyla kendi içine, o izbe eve kapanacaktır. Neyse ki bu noktada karşımıza onu her haliyle seven ve kabul eden hatta bir baba figürü yerine koyabileceğimiz Juan çıkar ve Chiron’u saplanmış olduğu o karanlıktan çekip çıkarır.

Filmin bu bölümü en çok üzerinde durmamız gereken sahnelerle çıkar karşımıza. Zira karakterimizin geçirmiş olduğu değişimin, kimlik bunalımının hatta olmak istediği ve olmaya karar verdiği kişiyi saklamasının nedenleri bu dönemde gizlenir.

Little uyuşturucu bağımlısı annesiyle birlikte yaşar ve filmde babasıyla ilgili her hangi bir anlatıyla karşılaşmayız. Özünde sevgi dolu olan annesi kimi zaman aldığı uyuşturucuların etkisiyle Chiron’a kötü davranır. Babasının olmayışının üzerine bir de annesinin yaşamış olduğu tek gecelik ilişkilere şahitlik edişi Chiron’u derinden sarsar öyle ki Chiron rüyalarında annesinin kırmızı ışığın korkunç yansıması altında yatak odasından onu azarladığı anları görür. Bu rüyalar hem babasızlığın hem annesini yabancı bir erkekle paylaşma zorunluluğunun yansımaları olarak çıkar karşımıza. Bu noktada Chiron’un, boşlukta olan baba figürünü Juan’la doldurmaya çalıştığını görürüz. Öyle ki filmin sinematografisi noktasında oldukça önemli bir yerde bulunan ay ışığının maviliği Juan ve Chiron arasında geçen bir konuşmaya dayanır. Deniz kenarında otururken Juan başından geçen bir anıyı anlatır Chiron’a. Anıya göre Juan mavi ay ışığı atında koşarken bir kadın ona “Blue” diye seslenmiştir. “Çünkü ay ışığında siyahi çocuklar mavi görünür.”

“Chiron”

Little’ın biraz daha büyüyüp anlatı tarafından da Chiron (Ashton Sanders) olarak tanımlanan zamanlara geldiğimizde kahramanımız Juan’ı kaybetmiş, terkrar babasızlık ve yalızlık gerçeğiyle baş başa kalmıştır.  Geçen zamanla birlikte Chiron ve annesi arasındaki bağ tam bir çatışma halini almış, annesinin tek odak noktası uyuşturucu haline gelmiştir. Bununla birlikte Chiron kendi yönelimlerini keşfetme yoluna girmiştir. “Sert” olmayanın kabul görmediği ataerkil toplum yapısında herkes gibi olmak için yeterince sert olamayan Chiron’un eşcinsel yönelimi en yakın arkadaşıyla yaşadığı ilk yakınlaşmayla deneyime dönüşmüş ve ilk defa Chiron’un kaçındığı cinsel kimliği ortaya çıkmıştır. Chiron ilk defa kendi olmuştur.

Hikayenin ilerleyen kısmında Chiron’un en yakın arkadaşının bir iddia üzerine yapmış olduğu şey bir kırılma noktası olarak karşımıza çıkar ve karakterimizin hikayesini tamamen değiştirir.

“Black”

En yakın arkadaşıyla yaşadığı olay sonrasında Chiron olarak hapishaneye giren kahramanımız tüm mavi ışıltısını hapishane duvarlarında bırakır ve Black (Trevante Rhodes) olarak çıkar karşımıza. Karakterimiz artık gelişiminin son evresindedir. Zira hayatı boyunca olmak istediği kişi yüzünden sürekli toplumla çatışmaktan, zorbalık görmekten, ataerkil düzenin kadınlar üzerinde uyguladığı baskının form değiştirmiş halini hayatının her evresinde hissetmekten yorulan kahramanımız olmadığı biri gibi yaşamaya karar verir. Juan tarafından çıkarıldığı o eve tekrar girer Chiron. Rolünü öyle başarılı oynar ki topluma görmek istediği her şeyi sunar ancak bu ay ışığında mavi görünen siyahi bir çocuğun hikayesidir ve çocuklar önünde sonunda büyür. Bu nedenle Chiron hapishane duvarlarında bıraktığı mavi ışıltısına tekrar kavuşur.