Romanya’nın ulusal TV kanalı ProTV’nin makro-ekonomi editörü Simona Cioacata, Türk dizilerinin Balkanlardan başlayıp Güney ve Batı Avrupa’ya uzanan yolculuğunu kültürel ve finansal yönleriyle SineBlog’a anlattı.

Simona Cioacata Kimdir?

Gazetecilik alanında lisans derecesine sahip. Kariyerine Romanya’da bir haber ajansında ekonomi gazetecisi olarak başladı. Daha sonra bir finans gazetesinde ve finansal ağırlıklı yayın yapan bir televizyonda çalıştı. 2010’da Incont.ro adında bir finansal haber sitesi kurdu. Incont.ro daha sonra StirileProTV.ro adını aldı ve ulusal TV kanalı ProTV’nin bir parçası oldu.  Editörlüğünü sürdürdüğü site Romanya’daki en çok okunan haber sitesi konumunda. Simona Cioacata makro-ekonomi, ulusal ve uluslararası finans haberlerinde uzman. Kendisi de Türk dizilerinden çok etkilenmiş olan Simona her yıl İstanbul’a geliyor, Rumen ve Türk karakterlerin yer aldığı bir roman yazıyor.

– Kişisel bir soru ile başlamak istiyorum. Sadece Türkiye dizisini izleyen biri olsaydınız, Türkiye ve Türk kültürünü nasıl tarif ederdiniz? Türk dizileri, Türkiye ve Türk kültürüne bakışınızı nasıl değiştirdi?

Türk dizilerini pek sık izlemiyordum. Ancak izlediğim iki-üç dizide özellikle mutfağa ilişkin olarak Rumenler ve Türkler arasında pek çok şaşırtıcı benzerlikler buldum. Mesela “sarmale” (sarma) geleneksel bir Rumen yemeğinin de adıdır. Özellikle kırsal kesimde evlerin iç mekanları ve hatta kadınlarımızın giydiği bazı giysiler bile çok benziyor.

Dili dinlerken, ortak kelime arka planına da şaşırdım. İki dilin köken olarak bu kadar farklı olmasına rağmen o kadar çok benzeyeceğini hiç düşünmezdim. Rumen dilinde hala kullandığımız ve özdeş olan Türkçe kelimelerden birkaç kelime örnek vereyim: “cearșaf”-çarşaf, “dușman”-düşman, “musafir”-misafir, “ciorba”-çorba…

Rumenler arasında çok popüler bir yer olsa da Türkiye’de tatil yapmayı hiç düşünmezdim. Şimdi birkaç yıldır, bir haftamı İstanbul’da geçiriyorum, ki ilk gittiğimde bile bu benim için çok hoş bir sürpriz ve vahiy gibi bir şeydi. İnsanları seviyorum, yemeklerden hoşlanıyorum, geleneklerden hoşlanıyorum. Örneğin ilk ziyaretim Ramazan ayındaydı. İftar ve onunla gelen pozitif enerji büyüledi beni. Keşfettiğiniz hikayeleri seviyorum ve Ayasofya beni eziyor her girdiğimde.

Kişisel düzeyde, birkaç yıl önce bir Türk dizisi izlemeseydim, beni kültürel olarak zenginleştiren çok sayıda şey kaybedilecekti!

-Rumen karakterlerin yanı sıra Türk karakterleri de içeren yazımı devam eden romanınızda Türk karakterlerin sosyo-kültürel özelliklerini kısaca tanımlayabilir misiniz? Türk dizilerinden ilham aldığınız karakterler var mı?

Konuyu ve romanımın karakterlerini seçmemde bana ilham veren, iki kültür arasındaki bariz farklılıkların ötesinde,  benzerliklerdi. Karakterlerim günümüz modern toplumlarında yaşayan, ancak yaşamlarını ve kararlarını büyük ölçüde atalarının geleneklerinden alan gençler. Hikaye nasıl bitecek henüz bilmiyorum, çünkü daha yeni başladı. Ama bir televizyon dizisine yakışan bir hikaye olacağını düşünüyorum.

-Balkan halklarının Türkiye televizyon dizilerini sevmesinin ana nedenleri sizce nelerdir? Yakın coğrafyayı ve tarihi paylaşıyor olmak mı? Türkiye ile Balkanlar arasında hikaye anlatıcılığındaki benzerlikler, biçimler, sosyolojik yapıya aşinalık mı (büyük şehirlere göç, banliyöler, daha parlak bir yaşam arzusu vb.)? Her ikisi mi yoksa başka faktörler mi?

Elbette, paylaştığımız ortak tarih, Balkan halklarının Türk dizilerine ilgisi için bir başlangıç ​​noktası. Ancak kültürel ve sosyal düzeydeki benzerlikler de dikkate alınmalı. Hem köylerden büyük şehirlere, hem de Doğu Avrupa’dan Batı’nın zengin ülkelerine göç, ailelerini daha iyi bir yaşam için terk edenlerin yaşadıkları kültürel ve kişisel değişimler, daha modern için geride bıraktıkları gelenekler, Batılı yaşam… Bütün bu temalar hem Balkan toplumlarında hem de Türkiye’de ortak. Balkan halklarının Türkiye dizilerine hayran kalmasının nedenleri bunların toplamı.

Öte yandan, Balkanlar komünist rejimlerden çıkalı çok uzun zaman olmadı. Ve Doğu Avrupa ülkelerinin kendi televizyon dizilerini üretme konusunda zengin bir geçmişi yok. Romanya dahil, bölgedeki Türk televizyon kanalı Kanal D’nin büyük gelişimi; son yıllarda yerel televizyon istasyonları tarafından satın alınmaya başlanan ve en çok izlenen programlar haline gelmesi Türk dizilerini bu denli popülerleştirdi.

Ezel senaryosundan uyarlanan ProTV tarafından üretilen Vlad’ın 2. sezon fragmanı

-Kişisel gözlemlerinize göre, Balkanlar’daki “Osmanlı / Türk fobisi” hâlâ yaşıyor mu? Size göre, Türk dizilerinin bu “fenomen” üzerindeki etkileri nelerdir?

Romanya’da herhangi bir tür “Osmanlı fobisi” görmüyorum. İki halk da Osmanlı döneminden sonra birlikte güzel yaşadılar. Halen çok güçlü ve fazla sayıda bir Türk topluluğuna sahibiz, özellikle Dobrogea (Dobriç) bölgesinde. Bu bir arada yaşama iki kültürü ancak zenginleştirir. Köstence’den (büyük bir Türk topluluğunun olduğu) bir Hıristiyan arkadaşım, bir keresinde geçmişi, çocukluklarında Türk arkadaşlarıyla katıldığı Müslüman bayramlarını ve geleneklerini hatırladığını söylemişti.

Dizilerin etkisine gelince, aslında bölgenin karmaşık tarihi göz önüne alındığında, Balkanlar’daki insanların ne kadar çok benzer ve ne kadar az farklı olduğuna dikkat çektiklerini düşünüyorum. Romanya, Bulgaristan, Sırbistan vb. yaşam açısından ortak bir mirasta yaşayan ülkelerdir. Dil veya din farklılıklarından bağımsız olarak günlük yaşam alışkanlıklarının çoğunun aynı olduğunu biliyoruz.

Sonuç olarak, bugün ve özellikle genç nesiller arasında hala bir “Osmanlı fobisi” hakkında konuşabileceğimizi sanmıyorum. Balkanları “fetheden” Türk dizilerinin, Türkiye’yi bölgede tanıtmaya yardımcı olduğunu düşünüyorum.

-Türk dizilerinin Balkanlara ihracatının “geçici bir dalga” olduğunu düşünüyor musunuz? Türkiye’nin stilistik ve tematik olarak benzer TV dizileri ihracatı ekonomi açısından süreklilik sağlar mı sizce?

Türkiye dizileri, Romanya’ya ve diğer Balkan ülkelerine yaklaşık on yıl önce girdi. Mevcut durum bize Doğu Avrupalıların bu dizilere duydukları hayranlığın düşüşte değil, sürekli artış eğiliminde olduğunu gösteriyor.

Ayrıca, Romanya’daki televizyon istasyonları uzun yıllar Türkiye dizisini yayınladıktan sonra, kendi uyarlama dizilerini üretme haklarını Türklerden satın almaya başladı. Böylece, Ezel senaryosundan uyarlanan ProTV tarafından üretilen Vlad veya Aşk-ı Memnu’nun senaryosuna dayanarak Antena 1 tarafından üretilen Yasak Meyve (Fructul Oprit) bunlara verilebilecek sadece iki örnek. Orjinalleri rekor kitlelere ulaştıktan sonra Rumen versiyonlarının da başarılı olduklarının altını çizmek gerek.

Romanya’nın Antena 1 kanalında yayınlanan Aşk-ı Memnu’nun senaryosundan uyarlama Fructul Oprit (Yasak Meyve) fragmanı.

Romanya için ilginç olan, 90’lı yılların özellikle dilbilimsel benzerliklerden dolayı televizyonlara hâkim olan Latin Amerikan dizilerinden; Rumen izleyicilerin 2000’lerde, dile rağmen, kendilerini tanımlamak için çok daha ortak unsurlar buldukları Türkiye dizilerine geçişin nasıl yapabildiğidir.

Benim için ilginç olan ise Türk dizilerinin, henüz birkaç yıl önce dünyayı kendi dizileriyle doldurduğu Latin Amerika’daki başarısı. Avrupa’da da Türk dizileri Balkanları geçiyor ve kıtanın Güney ve Batı ülkelerine doğru ilerliyor gibi görünüyor. Akla gelen en yeni örnek, İtalya’da Canale 5’de “Ingredienti d’Amore” adı altında, sosyal medyada büyük bir fan kampanyası sonrasında yayınlanan Dolunay.

Bu nedenle, sadece Balkan bölgesinde gelecek yıllarda Türk dizi fenomeninin artışını öngörmekle kalmayıp, Güney ve Batı Avrupa ülkelerine de bir genişleme öngörüyorum.

İtalya’da Canale 5’de “Ingredienti d’Amore” adı altında, sosyal medyada büyük bir fan kampanyası sonrasında yayınlanan Dolunay.

– TV dizisi ihracatı “kültür ihracatı”na ne gibi somut katkılar yapabilir? ”Kültürel ihracatı“ sadece ”bu ülkelerden daha fazla turist çekmek” olarak görmek yeterli mi? TV dizilerinin ”kültürlerin kaynaşması“ ve hatta ”kültürel diplomasi”üzerinde de bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Benim kişisel örneğim, bir Türk dizisini izledikten sonra, başta Mardin-Diyarbakır bölgesi olmak üzere ilk kez Türkiye’yi ziyaret etmek istedim. Aynı dizi nedeniyle bölgeye seyahat eden Rumenleri tanıyorum.

Elbette, Avrupa’ya ihraç edilen Türk dizileri, Türk kültürünün tanıtılmasına, turizmin patlamasına; coğrafi açıdan yakın olmasına rağmen, Balkanlar’daki birçok insan tarafından, belki de karmaşık tarih ve birbirlerine her zaman tahammül etmeyen iki dine bağlı olmaktan kaynaklı “uzak” algılanan bir ülkenin keşfine katkıda bulunuyor.

Bana öyle geliyor ki, Avrupa’daki Türk dizilerinin patlaması, benzerliklerin farklılıklardan daha büyük olduğu gerçeğini vurguluyor. İki kültürü düşündüğümüzden daha da yakınlaştırmayı, birbirimizi daha iyi tanımamıza ve tolere etmemize yardımcı oluyor.